6 Temmuz 2011 Çarşamba

Farmasonluk | Giriş

Masonların tarihi bilinçli olarak saklanmış. Saklanmış çünkü
bu tarihin saklı ve gizli kalmasını hem masonlar ve hem de ona
karşı olanlar istedi. Masonlar, amaçlarını, uzun vadeli hedeflerini
saklayabilmek için, gizemin cazibesi ve koruyuculuğunu seçtiler.
Karşı olanlar ise "Tanrı'ya şükürler olsun ki, bir örgüt var" diye
sürekli olarak dua ediyorlar. Çünkü şeytana karşı verilen savaşta
somut bir düşmanın varlığı her zaman kendi ruhsal yapılarının
haklılığını sağlıyor; ya böyle bir örgüt olmasaydı, kime karşı
savaşacaklardı.
İnsanlar tanıdım, umutsuzdular, ne yapacaklarını bilmiyorlardı
ve masonlar onların umudu olmuştu, masonları arıyorlardı.
Masonluk saklı kalmalıydı; güçlü olmaları ancak böyle
olanaklı idi. Masonlar güçlerinin kaynağının gizem olduğunu biliyorlardı;
onun için tarihleri saklı kalmalıydı.
Ama ne var ki 'insanı' ne kadar tanırlarsa tanısınlar geçen üç
yüzyıl içerisinde saklı kalamazlardı. Bugün haklarında pek çok şey
biliyoruz. Bu kitap bu bilgilerimizin bir özetidir.
Kitabı yazmaya başladığım günlerde Prof. Dr. Aytuğ Üner ile
tanıştım; keşke daha önce tanısaydım. Bu kitabı bitirebilmemde Dr.
Aytuğ Üner'in büyük katkıları oldu; kendisine teşekkür ederim.
Aytuğ Üner gibi yurtseverler her zaman çok azdırlar; ama ülkemizde
hep varlar; Tanrı'ya şükürler olsun.
Kitabı bitirebilmemde Prof. Dr. Necati Öner'i ve yaptıklarını
unutmam imkânsız. Dr. Necati Öner gibi bir hocam, bir dostum
olduğu için Tanrı'ya şükürler olsun.
Ve bu kitabı yazabilmem için gerekli olan her şeyi kızım Elif
Tuğcu sağladı; sağolsun. Böyle bir kızım olduğu için Tanrı'ya
şükürler olsun.
Kitabın bilgisayar yazılımında gösterdikleri yardımlardan
ötürü adlarını verdiğim öğrencilerime teşekkür ederim; bu öğrencilerle
beraber olmak bana her zaman onur verdi. Öğrencilerim;
Mustafa Selçuk Özdemir, Ayşegül Yıldırım, İbrahim Fevzi Kılıç,
Abdullah Erten, Yunus Emre Köse'dir.
Şubat - 2005
Tuncar Tuğcu

20 Haziran 2011 Pazartesi

Michael Sikkofield / Said Nursi'nin Talebesi mi?


  Selamlar herkese. Bu bir talep üzerine yazılmış bir yazı değildir. Hatta Michael'dan bizzat kendi talebimdir bu konu hakkında yazmak.
 Illuminati'yi araştırırken Michael Sikkofield'ın bloguyla karşılaştım ilk olarak Türkçe ile yazılmış sayfaların google'daki sıralamasında. Zira Michael oturup saatlerini, günlerini harcayıp yaptığı araştırmaları anlaşılır bir dilde biz okurlarına sunuyor ve bundan ne çıkarı var, biliyor musunuz? HİÇ. Ne blogundan para kazanıyor ne de sizi anti-propagandasını yaptığı bir örgüte dahil etmeye çalışıyor. Aklıma gelmişken; ne de sizi islama davet ediyor. Onu birazcık tanıdıysam size diyebilirim ki açık bir ifadeyle; sizin dindar olup olmamanız onun umrunda bile değil. Ama bazı ateist yorumcular onu propaganda ile suçluyor. Bu oldukça komik, çünkü ben bir ateistim ve Michael'ın bana özelden islami ahkam kestiğini henüz görmedim. Siz de bir zamanlar inançlıydınız, dini yönden bakıyordunuz hayata, dinen yorumluyordunuz, yargılıyordunuz. Michael da bir inanır olarak ELBETTE kendi çerçevesinden yorumlayacak. Bu bir propaganda değil, doğal bir dışavurumdur. Zaten bu blogu İslamiyet üzerine hiç değildir. Dini yorumlarınızı kendinize saklayın ve eğer bu bilgileri ondan öğreniyorsanız, bu konudaki bilgi kaynağınız oysa (ki bu blogta her geçen gün izleyici sayısı artıyor) onun inancına ve bu yönde belirginleşen yorum ve analizlerine saygı duyun. O "cin" dedi diye sizin "cin"e inanmanız gerekmiyor. Siz de bunu kendi inancınıza göre yorabilirsiniz. Diğerlerini bilmem ama ateistler için şöyle bir öneri getirebilirim: tıpkı benim gibi siz de birtakım salakların cinlerin, şeytanların varlığına inanıp onların yolunda savaştıklarını düşünebilirsiniz. Allah sizin, benim için yok ve cihad bizim için her nasıl saçmaysa, bu örgütlerin de yaptıkları saçmadır. Ancak önemli olan; bu saçmalık uğruna kimlerin hayatını tehlikeye attıklarıdır. Ateist, budist, hristiyan vs demeden yollarında ilerliyorlar. Ateist yorumculardan biraz daha ciddiyet bekliyorum. Yazıların içinde "Allah" geçiyor diye bu olayı direk çöpe atamazsınız. 
Bunun yanı sıra blogta yalnızca müzik dünyası ile ilgili tuhaf analizler yer almıyor. İlginçtir ki Amerikan Hükümetinin kanalı CNN'i ne zaman açsanız, bir "New World Order" lafı duyuyorsunuz. Sıradan vatandaşlar "deli saçması" derken, bizzat sunucular tarafından zaman zaman "İlluminati" dendiğini duyuyorsunuz. Bill Clinton, George Washington, Henry Kissinger gibi takım elbise giymiş ciddi adamlar bile "new world order" diyip duruyor. En azından bu sizde bir şüphe uyandırmalı değil mi? Gidip de Miko'nun blogunda çamura batmış yorumlar atacağınıza oturup bir araştırın, süper güçün adamları neden böyle diyor diye.

Son olarak bir şikayetimden daha bahsedeceğim. Michael'ın yazıları sayısız yerlerden alınıp kaynak belirtilmeden yayınlanıyor, e tabi bunu yapan bir erkekse kız tavlıyor bu şekilde, bir halta yaradığı yok, kendine yararsız. Bu iğrençliği yapanlar bunu yapmaktan bir an önce vazgeçsin, internetten oturup kendileri araştırsınlar. Çeşitli dillerde yazılmış makaleler ve kitaplar var okusunlar, Türkçe'ye çevirsinler, biz faydalanalım bi de. Sırtımız büküle büküle bu konu üzerine kafa yoruyoruz, bazen sıyırıyoruz. Gerçi ben Miko kadar emek harcamıyorum, yalnızca düşünce üretme platformunda varlığımı sürdürüyorum. Her neyse, eğer emek hırsızlığına devam ederseniz -bizzat ben- kimliklerinizi tek tek ifşa ederim, internetteki "saygın" profiliniz skandallara karışır : )

Ayrıca 4 Temmuz günü ilk kez NWO'ya karşı protesto yapılacak. Sonunda cesur bir adam çıktı ve çağrıda bulundu:

http://www.youtube.com/watch?v=RheUK3OazkM&feature=related

Michael Sikkofield'a bizi bu alanda bilgilendirdiği için(gayet çıkarsız) teşekkürlerimi sunuyorum.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Hayata Kısa Bi' Bakış


    Şuanda sıkılmakla meşgulum. Sigara ve kahve içiyorum. Youtube'da subscribe yaptığım GaramjımdakiEjder isimli kanalın ateizm propagandası yaptığı ve dini eleştirdiği videolarını izliyorum. Bu çok eğlenceli ki bir insanın, yakın zamanda kanun olarak bahsedilecek evrim teorisinin içine girerek milyarlarca yıl önce bir hayvan olduğunu öğreniyor ve bu gerçekten keyifli bir fikir. Yani bir düşünsenize onlar kadar özgür ve kuralsız olduğunuzu? Onlar kadar vahşi ve bencil. Şimdiyse özgürlük, kuralsızlık, vahşet ve benmerkezcilik ahlak yasalarının en büyük günahlarından olarak addediliyor. Asıl yuvamız doğadan tam anlamıyla kopup onu yok etmeye ve değiştirmeye başlamamızla dünyayı kesinlikle bir cehennem hâline getirdik. Getirmedik mi? Bizim ait olduğumuz yer taş betonlar, uzun sütunlar, gökdelenler değildi! Bu yapıların fikir sahibi kimdi acaba? Sanırım fikir sahibi atalarımızın (keza bizim de) barınma, sığınma ve korunma ihtiyacıydı. Takribi olarak da lüks kattık içine samandan çadırlarımızın ve büyüdüler, büyük büyük yapılar haline gelip doğayı kümedışı ettiler. Bunun sonucu olarak ise ana haber bültenlerinde "Bilimadamları kıyamet tarihini verdi" türü haberler izliyoruz. Biz nasıl doğaya muhtaç isek, bitkiler ve hayvanlar da muhtaç ve yok olan doğa onların fonksiyon grafiklerinde kötü bir azalmaya neden olarak dolaylı yoldan vücudumuza zehri yerleştiriyor. Gerek zehirli, sağlıksız besinler, küresel ısınma gerek fabrikalardan aşırı dozda yükselen kara dumanlar.
Ama ben dünyanın sonunun geliyor olmasından memnunum. Çünkü bazen tüm insanlığı sevebiliyorum ve mutluluğu var olmamakta buluyorum. Diğer insanlar da tümden yok olduklarında artık acı kalmayacak. Dünyaya geldiğimiz anda bize işlenmeye başlanan tabular, bir yol seçme gerekliliğimiz, gerçekleşmeyecek hayaller, sürekli işlev halindeki acılı olaylar, bir şeyi istememiz ve hedeflememiz baskısı, dışlanmak, uyum sağlayamak ve daha bir çok problemden yok olarak kurtulabiliriz. Evet, herkesin kurtulmasını istiyorum. Asla kötü bir niyetim ya da içten içe bir kızgınlığım yok bunu söylerken. Şimdi aklıma geldi de... Hayatın en sevmediğim yanı birini/birilerini sahiden sevmek. Çünkü bir gün o sevdiğin insanı/insanları ölüme uğurlayacağını biliyorsun ve bu gerçekten iç söküyor. Bundan dolayı, sevdiklerimle hiç tanışmamış olmayı dilerim bazen. Ölümden sonra yaşama inanmam. Bu yüzden bir insanı son kez gördüğümüzden emin olmak hayatın en can alıcı kısmı.